Author Archive

Çünkü okumayı seviyorlar… Akranları yaz tatilinde karne hediyesi olarak bisiklet, bilgisayar, cep telefonu, x-box isterken; onlar, yenilip bitmeyen, giyilip eskimeyen, kırılıp dökülmeyen, unutulup gitmeyen bir hediye istiyorlar… “Oyuncaklar çocukların olsun, bana kitaplarımı verin!” diyorlar…

Hizmetkar Yayınları olarak bu talebe sessiz kalmak istemiyoruz. Başta Afyon olmak üzere, farklı birçok ildeki öğrenci yurtlarının kitap taleplerini karşılayabilmek gayesiyle hayırlı ve zorlu bir yolculuğa çıkıyoruz… Okuyan, anlayan ve anlaşan bir nesil yetişsin diye uğraşıyoruz. Niyetimiz, alacağımız her duaya sizleri de ortak etmek; ricamız, hiç olmazsa bir kitapta da sizin imzanızın olmasıdır…

Hayırlı hizmetlerle dopdolu, Hizmetkarca bir ömür dileklerimizle…
Hizmetkar Yayınları

Hesap Numaraları:
Bank Asya Ankara Şubesi (Şube Kodu:11)
Hesap Adı: Cenk Özer
Hesap No: 514040-1

Posta Çeki Hesabı
Hesap Adı: Cenk Özer
Hesap No: 6137559

Değerli arkadaşlar;

“Hizmetkar Kim?” isimli ilk kitabımızı okuyanların beni çok daha iyi anlayacaklarını ümit ederek, önemli bir konuda fikirlerinizi bekliyorum.

Bu hafta 3. Baskısı yapılan “Hizmetkar Kim?” toplam 10.000 rakamını geride bırakmış oldu. Bu kitaba gösterilen ilgi öylesine içtendi ki, insanlar matbaadan aldıkları telefon numaralarıyla bile bize ulaşıp kitabın devamını soruşturdular ve daha da önemlisi 5-10 tane daha “Hizmetkar Kim?” alarak çevrelerindeki insanlara ulaştırdılar. Çünkü bunu başlı başına bir hizmet bildiler. Hep yakındıkları şeyse şu oldu: “Neden bu kitabı hiçbir yerde bulamıyoruz? Böyle bir kitaptan niye kimsenin haberi yok?”

Bazen telefonla, çoğu zamansa maillerle gelen bu ve benzeri sorulara tek tek cevap vermeye çalışsam da sonuçta anladım ki bu iş beni aşıyor…

Şimdi, okuyucularına bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayan bu serinin tanıtımı ve dağıtımı konusunda fikirlerinize müracaat ediyorum.

Mümkün mertebe “-meli… -malı…” cinsinden değil de; daha çok sorumluluk bilinciyle ve hizmet şuuruyla olaya yaklaşıp, taşın altına elini koyan türden yardımlar bekliyorum.

Hangi gazete ya da dergide hangi yazar; hangi televizyon ya da radyoda hangi programcı, hangi üniversite ya da okulda hangi hoca bu kitaplarda anlatılanlara gönlünü açacak cesarete ve kavrayışa sahip ve bu konuda ne yapabilirsiniz, bunu merak ediyorum.

Daha çok insanın bu kitaplardan haberdar olabilmeleri için nerede, ne şekilde sunum ve konferanslar yapılabilir, stantlar açılabilir, imza günleri düzenlenebilir… gibi günlerimizi tatlı bir heyecana sürükleyecek hizmetlere vesile olabilir misiniz, diye soruyorum.

Sanal platformlarda; birçok sitede ya da sosyal paylaşım alanlarında, kendinize özgü yollarla insanların dikkatini bu kitaplara çekebileceğinizi biliyorum.

Ve en önemlisi, arkadaş ve akraba çevrenizde, bu kitaplarla hayatının değişeceğine inandığınız kimsecikler yok mu, bir kerecik olsun düşünmenizi rica ediyorum…

Son olarak, sizleri Allah için çok seviyorum, bunu bilmenizi istiyorum…

Cenk Enes Özer

Sadece 1 Ayda…

Posted by Vefadar on Nis-16-2010

“Hizmetkar Kim?” isimli ilk kitabın, 2007 yılının Şubat ayında, sadece geceleri olmak üzere, toplam 1 ayda yazıldığını biliyor muydunuz?

1 Haftada 3500 Adet

Posted by Vefadar on Nis-16-2010

İlk baskısı 5000 adet olan “Hizmetkar Kim?”in, hiçbir dağıtımcı ya da kitapçıya verilmeden; bakkalda, eczanede, tamircide, pastanede… kısacası elden ele 1 hafta içinde 3500 adet dağıtıldığını biliyor muydunuz?

“… saçmalık …”

Posted by Vefadar on Nis-16-2010

Ankara’nın Sincan ilçesinde çöpte bulunan 1 adet “Hizmetkar Kim?”in bile 20‘den fazla kişi tarafından okunduğunu; hatta o bir tek kitap vesilesi ile bugün Batman‘da kitaplarımızın satışa sunulduğunu biliyor muydunuz?

En güzel hediye: Kitap…

Posted by Vefadar on Nis-4-2010

Unuttuk… Birçok şey gibi hediyeleşmeyi de unuttuk… Sevgililer gününde, doğum gününde, anneler ya da babalar gününde gelenleri de hediyeden değil, âdetten sayar olduk… Ayıp olmasın diye gülen yüzümüze bedel sevinmeyi, sevilmeyi, mutlu olmayı unuttuk…

Halbuki eskiden hediyeler sürprizdi… birdendi… kalptendi… Alanın şaşkınlığı,veren için bir zevk; gözlerindeki ışıltı, dünyalara bedeldi… Satın alırken yapılan pazarlıksa içten değil, dilimize dolanıp giden bir sünnettendi…

Şimdi biraz nostalji zamanı… Sevdiklerimiz için elle tutulur bir şeyler yapma zamanı… “Bu hediye de nereden çıktı? Bugün, ne günü ki?” diyenlere, “Bugün, senin günün!” deme zamanı…

Sevdiklerinizin hem dünya hem de ahiret mutluluklarına vesile olacağına inandığımız sıra dışı bir hediye… Yenilip bitmeyen, giyilip eskimeyen bir hediye… Sadece bir ömürlük değil, dünya ötesine rehberlik eden bir hediye: Yazarından İmzalı Hizmetkar Serisi. Yapmanız gereken tek şey, Kitap Sipariş sayfasında “Kitapların kimin adına imzalanmasını istersiniz?” kutucuğuna sevdiklerinizin ismini yazmak.

HEDİYE ETMEK İÇİN TIKLAYINIZ

İller Yarışıyor

Posted by Vefadar on Nis-1-2010

29.04.2010 itibariyle sitemiz üzerinden Hizmetkar Serisi’ni en çok sipariş eden illeri sıralıyoruz:

  1. İSTANBUL
  2. ANKARA
  3. MERSİN
  4. BURSA
  5. KAYSERİ
  6. ADIYAMAN
  7. İZMİR
  8. TOKAT
  9. KOCAELİ
  10. ANTALYA

Bu liste, gelen siparişlerle sürekli güncellenmektedir. Kitapçıların siparişleri listeye dahil değildir. Bir ilin yeterli okuyucu sayısına ulaşması durumunda serinin yazarı ile okuyucular arasında özel bir söyleşi düzenlenecektir.

Hizmetkar Serisi Almanya’da

Posted by Vefadar on Mar-30-2010

ASTEC MÜNİH KİTAP FUARI

02 Nisan11 Nisan 2010 tarihleri arasinda her gün saat 10.00 dan 20.30 a kadar AKABE STANDINDA...

Çaresizlik Psikolojisi

Posted by Vefadar on Mar-29-2010

Kara Kutu Operasyonu’ndan ufak bir bölüm

Dr. Harry Johnson söze başlıyor:

— Programlardan bahsetmeye geçmeden önce size, bağımlılıkla ilgili son bir şey söyleyeyim. Bir zamanlar, yaklaşık bin denek ailenin katıldığı, “Programların Televizyon Bağımlılığında Etkisi” konulu bir deney yaptık. Ailelerin evlerine, özel birer televizyon yerleştirdik. Bu televizyonlar toplam yirmi dört adet kanal alternatifi sunuyordu. Ancak tüm bu kanalların yayın akışları bizim kontrolümüzdeydi. Yani istediğimiz kanalda, istediğimiz saatte, istediğimiz programı yayınlayabiliyorduk. Başlangıçta normal yayın akışını sürdüren bu kanallarda zamanla oynamalar yaparak, özellikle ailelerin severek izledikleri programları teker teker çıkarmaya başladık. Yerlerini de abuk sabuk şeylerle doldurduk. Günlük yaptığımız anketlere katılan aileler, doğal olarak kanalların yayın içeriklerinden şikâyet etmeye başladılar. Gün geçtikçe şikâyetler artıyordu. Artık neredeyse seyredecek hiçbir şey kalmamıştı. Bol bol trafik eğitim programları, tüketici hakları konusunda bilgilendirici nitelikte programlar, hatta Papua Yeni Gine’nin bitki örtüsü konulu programlar… Peki, tüm bunlara rağmen izlenme oranlarında bir değişiklik var mıydı? Hayır! Aileler, “Artık seyredecek bir şey kalmadı.” şikâyetleri eşliğinde her gün televizyonun karşısında oturmaya devam ettiler. Çünkü televizyonu kapatmak, akıllarından bile geçmiyordu. Makineye bağlı, bitkisel hayattaki bir insandan farksızdılar. Sonuç olarak bu deneyden şunu çıkarmıştık: İçeriği ne olursa olsun, insanlar televizyon seyretmekten asla vazgeçmeyeceklerdir. Sanırım şimdi bağımlılığın boyutlarını daha iyi anlamışsınızdır.

— Evet, şu bitkisel hayat benzetmesi hiç aklımdan çıkmayacak.

— Gelelim televizyonun içeriğine. Programlarla ulaşmayı amaçladığımız birincil ortak hedef: İnsanların; hayatı yaşamaları yerine, sadece seyretmekle yetinmelerini sağlamak. Örneğin çaresizlik psikolojisini ele alalım: En başta haber programlarını, bu konuda çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Ezilen, hakkı gasp edilen, dayak yiyen, zulme uğrayan insan görüntüleri sıkça ekrana gelir. Pasif durumdaki seyirci, gördüklerine üzülmekle beraber “Elden ne gelir?” düşüncesiyle seyretmeye devam eder. Gerçekten de çaresizdir, hiçbir şey yapamaz. Tüm bunları seyredip de eli kolu bağlı oturan seyirci, artık bu manzaralara o kadar alışmıştır ki, içinde yaşadığı hayatta karşılaştığı zulüm ya da haksızlık ne olursa olsun, sadece seyreder. “Elden ne gelir?” sözleriyle seslendirdiği çaresizlik psikolojisine kendisini öyle bir kaptırmıştır ki; olaya müdahale etmek, düşenin elinden tutmak, gözü yaşlı bir çocuğa derdini sormak aklının ucundan bile geçmez. Tüm olup bitenleri sadece seyreder. Tıpkı televizyon seyreder gibi… Hareketsiz… Sessiz…